FİLİSTİN: ÜMMETİN KALBİNDE BİTMEYEN DİRENİŞ
“İşgal Devletinin İlanına Kadarki Süreç”
Filistin…
Bağrında mukaddes Kudüs’ü, kalbinde Mescid-i Aksa’yı barından bereketli coğrafya.
Hz. İbrahim’in ayak bastığı M.Ö. 19. asırdan beri İslam’ın yurdu.
Hz. Ömer’in fethettiği 638 yılından beri Müslümanların vatanı. 1099 yılından Selahaddin-i Eyyubi’nin yeniden özgürleştirdiği 1187 yılına kadar süren 88 yıllık Haçlı işgali dışında hep Müslümanların hâkimiyeti altında huzur bulmuş tarihin kalbi.
Ve son bir asırda tarihin makûs talihini en acı şekilde yaşayan yürek yaramız.
Filistin…
1516 yılında hâkimiyeti altına girdiği Osmanlı İmparatorluğu’nun dört asır sonraki yıkılış sürecinin enkazı altından hala çıkarılamayan vatan parçası.
Bu coğrafyanın bugün yaşadığı acıların zehri, 1897’de Dünya Siyonist Birliği Basel toplantısında Teodor Herzl tarafından zerk edildi Yahudilerin zihnine. Filistin’de bir Yahudi devleti fikrine şiddetle karşı çıkan ve bunu engellemek için Yahudilere toprak satışını yasaklamak gibi önemli tedbirler alan Sultan Abdülhamid Han, Siyonistlerin dümen suyunda yüzen İT (İttihad ve Terakki) tarafından hal edildikten sonra, bu zehir bedene hızla akıtılmaya başlandı. Ki o süreçte, İT hükümetinin on üç bakanından üçü Yahudi idi… Netice; 1909-1914 yılları arasındaki İT yönetimi sürecinde satın alınan elli bin dönüm arazi üzerinde Yahudiler için dokuz yerleşim yeri kurulmuştu.
- Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin İngilizleri Çanakkale’de denizde, Kut’ül Amare’de karada hezimete uğrattığı 1916 tarihli zaferlerinden bir süre sonra, önce Kudüs kaybedildi ve ardından Nablus meydan muharebesi bozgunuyla Filistin Cephesi’nde ağır bir yenilgi yaşandı. (Bu yenilgide 7. Ordu’nun ricatinin payı tartışılagelmiştir. Ordu komutanı M. Kemal Paşa için İsrail’de dikili anıtta yazılı “İsrail halkı sana ebediyen minnettar kalacaktır” ifadesindeki minnettarlığın sebeplerinden biri bu olabilir.)
Filistin topraklarının İngiliz işgali altına girmesinin ardından, 1917 Balfour Deklarasyonu ile Siyonistlerin Filistin’de bir Yahudi Devleti kurma fikrinin önü açılmış oldu. 1920’de sivil idareye geçildiğinde İngiliz yüksek komiseri olarak görevlendirilen kişi Herbert Samuel isminde bir Siyonist idi. 1922 yılında Milletler Cemiyeti kararı ile Filistin topraklarında İngiliz mandası kabul edildi.
İngiliz hâkimiyetine giren Filistin topraklarında Balfour deklarasyonu ile Siyonistlere vadedilen İngiliz tezgâhı işlemeye başladı. Avrupa’da yükselen anti-semitizm ve Yahudilere uygulanan baskı ve şiddet, daha öncesinde başlamış kitlesel göç dalgasını artırdı. Yahudi nüfusunun hızla arttığı Filistin topraklarında İngiliz yönetimi Filistinlileri silahsızlandırırken, Yahudiler modern silahlarla donatılmaya başlandı. Filistinli köylülere baskı uygulanarak arazileri gasp edilmeye, Filistin’de geniş arazilere sahip olan Beyrutlu Hristiyan Sersak ve Hûrî gibi ailelerin arazileri satın alınmaya başlandı. Bu arada Filistin’de Siyonist devletin idari alt yapısını oluşturmak üzere 1929’da Yahudi Ajansı kurulmuş ve İngiliz Manda yönetimi tarafından Yahudi halkının temsilcisi olarak kabul edilmişti.
Bu dönemde 1919’da ilk toplantısını yapan Filistin Arap Kongresi ile İngiliz işgaline karşı direnişin ilk adımı atılmıştı. Direnişi örgütleyen Filistin Ulusal Hareketi’ne Musa Kazım El Hüseyni liderlik etti. Protesto ve boykot eylemleriyle sürdürülen sivil direnişin öncülüğünü yürüten Musa Kazım El Hüseyni, 27 Mart 1934’te İngiliz Mandası ve Yahudi göçüne karşı yapılan bir gösteride polis tarafından linç edildi ve kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
O’nun ardından sivil direnişin liderliğini, yeğeni Kudüs Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni üstlendi. 1936’da 6 ay süren grevle başlayarak üç yıl devam eden büyük Filistin ayaklanması gerçekleşti. Hüseyni ailesinden Abdülkadir El Hüseyni, 1947 yılından sonra Cihad-ı Mukaddes Hareketi’ne komuta ederek direnişi silahlı boyutta sürdürecekti.
Bu ilk dönem Filistin direnişini besleyen fikir, bütün dünyada esen ulusalcılık rüzgârının da etkisiyle, İslami motifler barındıran ancak ulusalcı/milli rengin baskın olduğu bir nitelik taşıyordu.
Yahudi işgalcilerin silahlandırıldığı süreçte yapılanan Haganah, İrgun gibi terör örgütleri Filistin köylerinde sivil katliamlar gerçekleştiriyordu. Bu Siyonist teröre ve arkasındaki güç olan İngilizlere karşı, Şeyh İzzeddin El Kassam, kutsal toprakların ruhuna uygun İslami bir cihad hareketinin meşalesini tutuşturdu. Cenin yakınlarındaki Ya’bed dağında, yanındaki 14 mücahitle beraber, 500 donanımlı İngiliz askeri tarafından kuşatılan Şeyh İzzeddin El Kassam, son nefesine kadar savaşmış ve mübarek kanıyla Filistin direnişine şu ruhu nakşederek şehid olmuştur: “Bu bir cihattır. Sonu ya zafer ya da şehadettir!” O’nun şehadeti, 1936-1939 büyük Filistin ayaklanmasını başlatan kıvılcım olmuştur.
Küresel emperyalizmin şemsiyesi altında Yahudi terör örgütlerinin Filistinlilere yönelik vahşice işlediği gasp, tehcir ve katliamların ve buna karşı Filistin direnişinin devam ettiği yılların ardından, manda yönetimini sürdürmekte zorlanan İngiltere 1947’de Filistin sorununu Birleşmiş Milletlere taşıdı. 1918’den o yıla kadar yaşanan Yahudi göçü ve toprak gaspı neticesinde Filistin’deki Yahudi topraklarının oranı %2’den % 6’ya; Yahudi nüfusu da %8,4’den % 31,7’ye yükselmişti.
1947’de – üçte iki çoğunluğu sağlamak için kurulan kirli tezgâhlar neticesinde- toplanan Genel Kurul’da 181 sayılı BM Filistin’i Bölme Kararı alındı. Bu kararla Filistin topraklarının % 54,7’si Yahudilere peşkeş çekiliyordu.
Siyonistlerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurma fikrine uluslararası meşruiyet kılıfı giydiren bu “gasp kararı” Filistin direnişinin alevini harladı. 1947-1948 Filistin iç savaşında Abdulkadir El Hüseyni liderliğindeki Cihad-ı Mukaddes Hareketi Yahudi terör örgütlerine karşı silahlı direnişe öncülük etti. Abdülkadir El Hüseyni’nin ön safta savaşırken şehit olduğu 08 Nisan 1948 tarihinden bir gün sonra İrgun ve Lehi terör örgütleri Deir Yasin katliamını gerçekleştirdi. Ardından Hayfa, Yafa, Tiberias, Safed’de yüzlerce sivilin katledildiği, on binlerce kişinin göç etmesine sebep olan seri katliamlar gerçekleştirildi.
Direnişi kırmayı, Arap köylerini boşaltarak stratejik bölgeleri ele geçirmeyi hedefleyen bu katliamların ardından 14 Mayıs 1948’de David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Bu tarih, Siyonist işgalin bir karabasan gibi Filistin’in üzerine çöktüğü yeni sürecin başlangıcı olmuştur.



