DEĞİŞEN KUŞAKLAR, DÖNÜŞEN ÖĞRENME KÜLTÜRÜ VE ÖĞRETMENİN TARİHİ BEYANNAMESİ
Saygıdeğer Meslektaşlarım, Kıymetli Eğitimciler,
14 ve 15 Nisan tarihlerinde Urfa ve Maraş’ta yaşanan, eğitim camiamızı ve ülke insanlarımızı üzen, menfur olayda ölen öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılara hayırlı şifalar diliyorum. Böyle olayların bir daha yaşanmaması için Cenabı Allah’tan yardımını esirgememesini diliyorum. Yetkili merciler başta olmak üzere, hepimizin üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirmek için adım atmamız noktasında ders almamız gerektiğini hatırlatarak istiyorum.
Bu olaylar da bize gösteriyor ki, öğretmenlik sadece dört duvar arasında sınıftaki öğrencilere ders anlatıp gitmek değildir. Öğretmenlik; Ayla Kara öğretmen gibi öğrencilerini kurtarmak için gerektiğinde bedenini mermilere siper etmektir.
Değerli dostlar! Ülkemizin değişik bölgelerinden gelerek çalıştayımıza katılan, medeniyetimizin sessiz ama en güçlü mimarları olan kıymetli eğitim neferleri, sizleri en derin ve en içten hürmetlerimle selamlıyorum…
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum. Burada, sadece mesleki teknik ve müfredat programlarını konuşmak veya rutin bir sempozyum programını tamamlamak için toplanmadık. Bugün burada, omuzlarımızda taşıdığımız tarihi bir emanetin, insanlığın ortak inancının ve geleceğimizin yegâne teminatı olan evlatlarımızın yarınlarını konuşmak için bir aradayız. Bugün burada, bir medeniyet krizinin eşiğinde, insanlığın vicdanını ve aklını yeniden inşa edecek olan o mukaddes gücü, yani “öğretmenlik” mefkûresini konuşmak için bir aradayız.
Zaman, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir nehir gibi akıp gidiyor. Bu nehrin akış hızı, insanlık tarihinde hiç görülmemiş bir ivme kazandı. Bizler, bir ayağı kadim değerlerimizde, diğer ayağı baş döndürücü bir hızla değişen gelecekte olan bir köprüyüz. İnsanlık, muazzam bir teknolojik sıçramanın ve aynı zamanda derin bir anlam krizinin tam ortasında duruyor.
Konumuz; ”Değişen kuşaklar ve dönüşen öğrenme kültürü”. Aslında konuşacağımız şey, bu hızlı dönüşümün ortasında savrulan gençliğin elinden tutacak o sarsılmaz iradenin, yani sizlerin tarihi sorumluluğudur.
Öğretmenlik Peygamberlerin Görevlerindendir
Değerli hocalarım! Öncelikle öğretmenliğe nasıl bakmamız gerektiği konusu üzerinde konuya başlamak istiyorum. Bizler öğretmenliğe, zil çalınca derse giren, dersin müfredatını anlatan ve yine zil çalınca dersten çıkan, günün sonunda evine giden öğrencilerin sadece bu dünyasını kurtarmak için ders veren bir anlayışla bakamayız…
Bizler öğretmenliğe, bakanlığın belirlediği müfredatın yanında inancımızın da belirlediği müfredatı öğrencilere aktarma gayretinde olan, onların sadece beyinlerine değil kalplerine de dokunan, sadece dünyalarını değil ahiretlerini de kurtarmalarını sağlayacak bilgilerle donanmalarını temin etmeliyiz. Mesaimizin son zilin çalmasıyla bitmediğini, okuldan sonra da öğrencilere verebilecek ilgi ve alâkamızın olduğu bir bakış açısıyla bakmalıyız onlara…
Her peygamberin aynı zamanda birer öğretmen oldukları bilinciyle mesleğimizi icra ederken bu misyonu yüklendiğimizin idrakiyle hareket etmeliyiz.
Sınıflarımıza girerken bize emanet edilen gençlerin, bize emanet edilen taze filizler olduğunu, bu filizlerin dallanıp meyveye dönüşmesi için gerekli bakımı yapacak bahçıvanların da bizler olduğumuz bilinciyle hareket etmeliyiz. Bize emanet edilen öğrencileri adeta mabede sunulan Meryemler gibi düşünüp onun bakımıyla görevlendirilen bir Zekeriya hassasiyetiyle hareket etmeliyiz… “Rabbi onu (Meryem’i) güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya’nın himayesine bıraktı.” (Ali İmran, 37)
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Ya ilim öğreten veya ilim öğrenen ya da dinleyen veya bunları seven ol! Sakın beşincisi olma, yoksa helâk olursun”. Bizim öğretmenliğe bakışımızın temelinde Peygamberin bu hadisinde müjdelediği sınıfların hepsinde öğretmenlerin olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz.
Öğretmenlik mesleğinin hangi bilinçle yapılması gerektiğini Nurettin Topçu bizlere şöyle açıklıyor: “Kırk yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Okula, mabede gider gibi gittim. Hiçbir derse abdestsiz girmedim.”
“Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım” sözüyle dünyevi bilgiyi hakiki hikmetle temellendirme gerekliliğini vurgular Aliya İzzetbegoviç.
Öğrencilere Bakışımız
Değerli hocalarım! Öğretmenlik hiçbir zaman sadece “bilgi aktarımı” olmamıştır. Bilgi artık her yerde. Cebimizdeki ekranlarda, arama motorlarında, yapay zekâda, her yerde… Eğer mesele sadece bilgiyi aktarmak olsaydı mesleğimizin hükmü çoktan biterdi.
Bizim mesleğimizin özü, insan inşa etmektir. Tarihi sorumluluğumuz; bu topraklara, bu topluma ve insanlığa karşı duyduğumuz o derin mesuliyet duygusunda gizlidir. Bizler, sınıflarımıza adım attığımızda sadece 30-40 öğrenciye hitap etmeyiz. Bizler, geleceğin doktorlarına, adalet dağıtacak hâkimlerine, ülkeyi yönetecek liderlerine, olası her meslekten insana ve şefkatli anne babalarına hitap ederiz.
Toplumun vicdanı biziz. İnsanlığın inancının gerekleri olan merhameti, adaleti, dürüstlüğü ve çalışkanlığı yeni nesillerin kalbine işleyecek olanlar bizleriz. Bir çocuğun gözündeki ışığı fark edip onu bir yıldıza dönüştürmek, bizim en büyük ibadetimiz, en kutsal görevimizdir. Unutmayalım ki; “ruha dokunmayan, karakter inşa etmeyen hiçbir eğitim sistemi, insanlığa huzur getiremez.”
Kıymetli hocalarım! Her nesil kendi zamanının ruhunu taşır. Bugün sınıflarımızı dolduran çocuklar, bizim doğduğumuz dünyada doğmadılar. Bizler bilginin kıt, ulaşılmasının zor ve değerli olduğu bir çağda yetiştik. Onlar ise bilginin bir tufan gibi üzerlerine yağdığı, dijital bir okyanusun ortasında doğdular.
Biz bu çocuklara bakıp “dikkatleri dağınık, idealleri yok, sadece ekranlara bakıyorlar” diyerek işin içinden çıkamayız. Onların dikkatleri dağınık değil; sadece aynı anda çok fazla uyarana maruz kalıyorlar. Onların idealleri yok değil; sadece geleneksel başarı tanımları onlara anlamsız geliyor.
Bizim tarihi sorumluluğumuz, onları yargılamak değil, onları anlamaktır. Çünkü anlaşılamayan hiçbir nesil, dönüştürülemez de. Onlar, dijital dünyanın soğuk kodları arasında kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan şefkat ve anlam arayıcılarıdır. Eğer bizler onlara bu anlamı sunamazsak, onları sanal dünyanın sahte kahramanlarına teslim etmiş oluruz.
Sık sık “Bu yeni nesil çok farklı, anlamıyoruz!” cümlelerini duyuyoruz. Evet, Z kuşağı, Alfa kuşağı… İsimleri ne olursa olsun, onlar bizim çocuklarımız. Doğru, farklılar. Çünkü onların içine doğdukları dünya farklı. Onlar hıza, görselliğe, anında etkileşime doğdular.
Eğer bizler, kendi öğrendiğimiz yöntemlerle bugünün çocuklarına öğretmeye kalkarsak, onların yarınlarından çalmış oluruz. Öğrenme kültürü dönüşmek zorunda! Bunun için bizler:
– Dikte eden değil, rehberlik eden öğretmenler olmalıyız,
– Soran ve sorgulayan, cevabı birlikte arayan bir sınıf iklimi inşa etmeliyiz,
– Öğrencilerimize sadece “ne düşüneceklerini” değil,
“nasıl düşüneceklerini” de öğretmeliyiz.
Öğrenme kültürü, geri dönülemez biçimde dönüşmüştür. Artık mesele, tahtaya yazılanları deftere kopyalatmak değildir. Yapay zekânın anında denemeler yazdığı, karmaşık denklemleri saniyeler içinde çözdüğü bir çağda, öğretmenin rolü “bilgi kaynağı” olmaktan çıkmıştır.
Peki, makinaların her şeyi bildiği bu çağda bizim işimiz nedir?
- Makinalar bilgi verebilir ama vicdan veremez,
- Algoritmalar hesap yapabilir ama merhamet öğretemez,
- Ekranlar dünyayı gösterebilir ama adalet duygusunu aşılayamaz.
İşte dönüşen öğrenme kültüründe öğretmenin yeri ve asıl rolü budur: Bilgiyi bilgeliğe dönüştürmek. Bizler artık birer bilgi aktarıcısı değil; karakter mimarları, anlam rehberleri ve hakikat yolcuları olmalıyız. Öğrencilerimize sadece sınavları nasıl geçeceklerini değil, hayatın zorlukları karşısında nasıl dürüst ve onurlu kalacaklarını öğretmek zorundayız.
Topluma ve İnsanlığa Karşı Sorumluluklarımız
Saygıdeğer meslektaşlarım! Öğretmen sadece sınıfın değil, toplumun da lideridir. Bir toplum yozlaşıyorsa, umutsuzluğa kapılıyorsa, değerlerini yitiriyorsa, bunun ilacı ne siyasette ne de ekonomidedir; bunun yegâne ilacı eğitimdir, öğretmendedir.
Genç neslin hedef ve ideallerini gerçekleştirmesi sadece onların iyi maaşlı işlere girmesi değildir. Asıl hedef; kendi ayakları üzerinde durabilen, ülkesini seven, insanlığın acılarına duyarlı, haksızlık karşısında susmayan bir nesil yetiştirmektir. Bu nesil;
-Doğruluğu ve dürüstlüğü her şartta savunmalı,
– Emeğin ve alın terinin kutsallığına inanmalı,
– Farklılıklara saygı duyarken kendi köklerinden kopmamalı,
– Zayıfı korumlı ve Hakkı gözetlemelidir.
Eğer bizler sınıflarımızda bu değerleri yaşatmazsak, dışımızdaki dünyanın acımasız çarkları çocuklarımızı öğütecektir. Bizim sınıflarımız, dünyanın tüm kötülüklerine, haksızlıklarına ve yozlaşmalarına karşı kurulmuş birer direniş kalesi olmalıdır.
Eğitemediğimiz Öğrenciler
Bir fabrikada üretilen ürün hatalı olsa ‘defolu’ deyip bir kenara atar, yenisini üretiriz. Zirai don olduğunda o yıl tarladan ürün alamayız ama belki bir yıl sonra tekrar ürün alabiliriz… Ama eğitemediğimiz öğrenciler için durum bu şekilde olmayabilir. Geri dönüşü olmayan sıkıntılara neden olacak şekilde toplumun içinde her an patlamaya hazır birer serseri mayın gibi gezeceklerdir onlar.
İstanbul’da öğrencisi tarafında öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik olayı; Siverek’de okulu basıp 16 kişiyi yaralayıp kendi canına kıyan Ömer Ket olayı özellikle eğitim camiasının yüreğini yakan elim hadiselerdir. Siverek olayından bir gün sonra Maraş’ta daha acı bir olay yaşandı maalesef. 8. sınıf öğrencisi çantasına koyduğu 5 tabanca ile okulda 9 öğrenci ve bir öğretmeni öldürüp çok sayıda kişiyi de yaralıyor!
Bu denli canilik nereden çıkıyor? Bu canileri nasıl yetiştiriyoruz? Bu çocuklar hangi olayları yaşadılar da böyle silaha sarılıp okul basabiliyorlar?
Bunların yanı sıra suça sürüklenen birçok genç var? Burada amacım öğretmenleri suçlamak değil. Tek suçlu tabi ki öğretmenler değil. Bu konularda belki en az sorumluluk sahibi olan öğretmenlerdir. Saygı gösterilmesi gerekirken canı tehlikeye atılan öğretmenlerimizin hangi şartlarda eğitim ve öğretim yaptıklarının da görülmesi gerekir. Bu olayların iyi irdelenip nerede hata yaptığımızı görmemiz gerekmektedir.
Öğretmen, aile, medya, sokaklar, sosyal medya bunların hepsi çocuklarımızın üzerinde etkili sacayaklarıdır. Bu nedenle bize düşen el birliği yaparak çocuklarımızın iyi bir insan olarak yetişmesini sağlamaktır.
Gençlerin Maruz Kaldığı En Büyük Sıkıntılar
Bugün gençler isimleri sayılamayacak kadar çok ‘uyarıcı’ nevinden şeylerle uyarılmaktadırlar! Bu ‘uyarıcılar’ çok fazla olduğundan bizler çocuklarımızı ne yazık ki eğitemiyoruz, çocuklar elimizden kayıp gitmekteler. Günümüzde çocuklarımızı en çok etkileyen ve elimizden kayıp gitmesine neden olan en büyük etmen gençlerin hayatı anlamlandıramamasıdır. Hayat anlamsızlaşınca ve bir anlam arayışına da girilmeyince gençler günübirlik hazların kurbanı olmaktalar.
Gençler dijital dünyanın içinde gözlerini açmakta. Etraflarına bir kabuk örerek kendi dünyalarında ve kendi doğrularıyla baş başa kalmaktalar. Öyle bir aşamaya geçilir ki, artık sanal âlem ile gerçek âlem iç içe geçmiştir, ayırt edilemez duruma gelir.
Anne- babaların yanlış tutumları da gençlerimizin maruz kaldığı sıkıntılar arasındadır. Çocuklarının bütün isteklerini yerine getiren, çocukları için sadece dünyalık kaygılar taşıyan, onlara değer yargısından çok test ve soru bankası sunan veli profili de çocuğun duygu ve maneviyattan uzak büyümesine neden olmaktadır.
İşte öğretmen olarak sizler farklı değer yargılarına maruz kalmış öğrencilerle muhatap olmaktasınız. İşinizin kolay olmadığını ve sorumluluklarınızın büyük olduğunun farkındayız. Ama unutmayalım ki, büyük sorumluluklar büyük ecirler barındırır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Yapması Gerekenler
Ülkemizde cumhuriyetin kurulmasıyla batılı bir yaşantıyı dayatan rejim, eğitimde de batıyı örnek almış ve eğitim programlarımız batılı bilim adamları tarafından şekillendirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde her alanda birçok değişiklik yapılmasına rağmen eğitim konusundan hâlâ beklenen köklü değişikliklerin yapılamaması dikkate değerdir. Bakanlığın özgür ve özgün bir eğitim sistemiyle kendi öz değerlerimize sahip; okuyan, araştıran ve sorgulayan bir insan yetiştirmek için bir çalışma ortaya koyması gerekmektedir.
Maarif Modeli bu konuda atılan bir adımdır ama değer yargılarıyla barışık bir insan yetiştirmek, öğretmenleri kâğıtların arasına gömmekle olmamaktadır. Evrak hazırlamakla uğraşan öğretmen yorulmakta ve değer yargılarını öğrencileriyle paylaşmakta zorlanmaktadır. Unutmamak gerekir ki, değer yargıları kâğıtlar üzerinde yoğun uğraşlarla değil, öğretmenlerin rol model olmalarıyla verilir.
12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin aksaklıkları artık açık açık ortaya çıkmıştır. Okumak istemeyen bir insanı zorla sıraya oturtmakla eğitim verilmiş olmuyor. Sadece o öğrencinin bedenini oraya hapsetmiş oluyorsunuz. Öğrencide özgür olmak adına elinden geleni ardına koymaktadır. Temel eğitimden sonraki eğitim bölümleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı, isteyen öğrenci okumaya, okula devam etmelidir.
Dünyayı Okumak
Öğretmenlerin gözleri sadece okula gelen öğrencileri görmez; ufukları o kadar geniştir ki, dünyada gelişen olayları dikkatle gözlemler ve ilgilenirler. Konuşmamın sonuna gelirken sizlere yakın çevremizde cereyan eden üç olayla ilgili bakış açımızı açıklamak istiyorum:
Gazze, Suriye ve İran. Bizim bir gözümüz ülkemizdeyken diğer gözümüz ümmet coğrafyasındadır. Nasıl ki ülkemizde yaşanan olaylar bizi yakinen ilgilendiriyorsa ümmet coğrafyasındaki olaylarda aynı şekilde bizi ilgilendirir ve yaşananlara İslam perspektifinde bakabilmeliyiz.
Odaklanacağımız ilk mesele Filistin davasıdır. Filistin mücadelesi malumunuz bir asra yakın zamandır yaşadığımız bir acımızdır. Özellikle 7 Ekim Aksa Tufanı olayı bu süreç için bir milat oldu. Görmezden gelinen, terörist olarak yaftalanan HAMAS’ın mücahitleri gerçekleştirdikleri mücadele ile dünyanın vicdanını harekete geçirdiler. İsrail’in soykırımcı yüzüne bütün dünya şahit oldu. İşgalin esirlerine insanca davranışları sayesinde, İslam’ın, düşmanlarına bile olan merhametini de bütün dünyaya gösterdiler. Böylece Müslümanlara karşı kurgulanan birçok algı operasyonlarını da boşa çıkardılar. Özellikle Gazze’de şahit olduklarımız, 7’den 70’e herkesin aynı inanç ve aynı sabırla olaylara teslimiyetinde bir eğitim modelinin nasıl olması gerektiğini bize gösterdi.
Gazze bize, İslam âleminin parçalanmışlık ve bölünmüşlüğünün bizi hem Müslümanlıktan hem de insanlıktan nasıl uzaklaştırdığını gösterdi… Ne yazık ki İslam dünyasında gösterilen tepkinin, batı âleminde gösterilen tepkilerin çok gerisinde kaldığını, onların eylemlerinin daha canlı, farklı ve etkili olduğuna hep beraber şahit olduk.
Gazze, bütün dünyaya batının demokrasi, insan hakları ve özgürlük fikrinin içi boş yalanlar olduğunu gösterdi. Gazze, dünyada kurulan bütün kurum ve kuruluşların güçlüden yana olduğunu ve haklının hakkını korumadığını bütün insanlara gösterdi.
Gazze, izzetli yaşamanın imkânsız olduğu yerde izzetli bir şekilde ölmenin şehadet olduğunu hepimize gösterdi. Gazze, bize şehitlerin sadece bedenen ve yaşça büyüklerden olmadığını, kundaktaki bebeklerin de şehadet gülü olabileceğini gösterdi…
Suriye ise Arap Baharı’nın en mağdur ülkesi. On yılı aşkın koca bir zaman diliminde iç savaş yaşayan, kardeşin kardeşe kurşun sıktığı, milyonlarca insanın ülkesini terk etmek zorunda kaldığı bir coğrafya Suriye. Büyük bir iç savaşın neticesinde 8 Aralık 2024; katil Esat ailesinin ülkeyi terk etmek, kaçmak zorunda kaldığı ve Şam’ın İslam savaşcılarının eline geçmesiyle bir dönemin bittiği bir tarih oldu.
İslam âleminin bölünmüşlüğü nedeniyle Suriye’de gerçekleşen devrime de ne yazık ki herkes kendi penceresinden bakmaktadır. Bize göre Suriye’de devrim oldu ve zafer kazanıldı. Başka bir bakış açısına göre ise Suriye peşkeş çekildi, filanca ülkelerin güdümüne girdi, ısmarlama devrim vesaire vesaire…
Bir olayı değerlendirirken ‘adalet’ çizgisinden şaşmadan olaya bakabilmek önem arz etmektedir. Suriye’de 1960’dan sonra darbeyle iktidara gelen Hafız Esat’ın kurduğu despotik yönetim ile vatandaşlarına karşı insanlık dışı uygulamalara isyan edilmesi, yönetimi değiştirmek için bir mücadeleye girilmesi Suriye halkının en doğal hakkıdır. Hiçbir siyasi hesap bir insanın, insanca yaşamasının önüne geçemez.
Yaşanan mücadele sonucunda kurulan hükümete zaman tanınmalı. Çünkü onlar devasa bir enkaz devraldılar. Bu enkaz sadece yıkılmış binalar veya ekonomik enkaz değil, kırılan umutlar, yaşanan dramlar, parçalanmış aileler ve en önemlisi de parçalanmış bir kardeşlik enkazı devraldılar. Sarılması gereken birçok yara var. Bunun için zamana ve yardıma ihtiyaçları var. Yeniden bir ülke olmak, kardeş olmak, yeni bir birlik ve beraberlik sağlamak için zamana ihtiyaçları var.
Bu kazanılan mücadeleyi baltalamak isteyenler olacak. Bunlara fırsat vermemek gerekmektedir. Yeni yönetim işi doğru yapabilmek için azami çaba sarf etmektedir. Ülke de silahların susmuş olması, kardeşkanının dökülmemesi ve insanların bir araya gelmesi önemli adımlardır. Suriye halkının barış ve huzuru için birlikte karar alınmasının sağlanması, hiçbir ülkenin piyonu ve maşası olunmaması önemlidir. İslam âleminin bu konuda Suriye’ye her türlü yardımda bulunması bir zorunluluktur.
İran Savaşı çok uzun konuşulacak bir meseledir. Ancak zamanımın sonuna geldiğim için kısaca da olsa değinmek istiyorum. İran hareketimizin ilk dönemlerinde fikri alt yapımızın oluşmasında önemli etkileri olan ülkelerden biridir. 1979 İran Devrimi, dünyaya sağ ve solun dışında üçüncü bir yolun olduğunu; kapitalist ve komünist sistemlerin dışında İslami bir yönetimin de olacağını bütün dünyaya ilan eden bir ülkeydi İran.
Ancak daha sonraki yıllarda Irak, Yemen ve Suriye’de gerçekleştirdiği mezhepçilik faaliyetlerini bir tarafa not ederek ve unutmayarak bugün yaşanan Amerika ve İsrail’in İran’a gerçekleştirdikleri saldırıları kınarken, İran halkının Müslüman bir halk olduğunu ve onların yanında, Amerika ve İsrail’in karşısında olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Mazlumun dini sorulmaz anlayışından hareketle bugün gaddar ve gözü dönmüş, haydut Amerika ve İsrail’e karşı İran’ın yanında durmalıyız.
Bir olay yaşandığında geçmişi unutmadan ama geçmişe de takılmadan bugünün tavrını ortaya koymamız gerekmektedir.
Amerika, bölgemizde İsrail’in güvenliğini tek şart olarak ortaya koymaktadır. Kendilerinin sahip olduğu nükleer güce kendilerinin dışında kimsenin sahip olmasını istememekteler. Yine bölge, dünyaya enerji sağlayan en önemli bölge. Amerika bu bölgenin kontrolüne sahip olmak için savaşa girdi. Bu savaşı haklı gösterecek hiçbir sebep yok. Fikir babası olan İsrail’in soykırımcı mantığının aynısını Amerika’da uygulamaktadır; sivil, çocuk, okul demeden her hedefe saldırmakta bir beis görmemektedir.
Hiç bir hukuk tanımayan bu emperyalist soykırımcı Epstein zihniyetinin karşısında durmak ahlaki duruşumuzun gerekliliğidir.
Dünyada İslam âleminin yaşadığı bu olumsuzlukların, bizim ümmet bilincimizi yitirmemizin ve enerjimizi birbirimize karşı harcadığımızdan dolayıdır, başka değil. Aynı safta küfre karşı mücadele edemiyorsak da bari karşı saflarda olup birbirimizle mücadele etmeyelim.
Bu olaylara bakarak yetiştireceğimiz öğrencilerimize “Mü’minler ancak kardeştir” ayetini ve “Ey Allah’ın kulları kardeş olun.” hadisini hayatlarının merkezine koymalarını sağlamamız gerekmektedir.
Kapanış ve Tarihi Çağrı
Sözlerimi toparlarken, hepinizin omuzlarındaki o ağır ama bir o kadar da şerefli yükü selamlıyorum.
Zaman zaman yorulacağız! “Acaba emeklerim boşa mı gidiyor?” diye düşüneceğiz! Sistemden, koşullardan, ilgisizlikten şikâyet edeceğimiz günler olacak. Ancak asla umutsuzluğa kapılma hakkımız yoktur. Çünkü bizim umutsuzluğumuz, bir milletin karanlığa gömülmesi demektir.
Gelin, bu değişen dünyada sarsılmaz birer fener olalım!
Gelin, ekranların soğuk ışığına karşı, insan kalbinin sıcaklığını savunalım! Çocuklarımızın gözlerindeki o masum ışığı, insanlığın yolunu aydınlatacak birer meşaleye dönüştürelim!
Unutmayalım ki tarih; savaşları kazananları veya binaları dikenleri değil, o savaşları kazanacak ve o binaları inşa edecek nesilleri yetiştirenleri asıl kahramanlar olarak yazar!
Sizler, bu çağın isimsiz ama en büyük kahramanlarısınız!
İnsanlığın inancını ve geleceğin aydınlığını inşa etme yolundaki bu tarihi yürüyüşünüzde hepinize güç, sabır ve üstün başarılar diliyorum. Varlığınızla bu ülkenin yarınlarını aydınlattığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.




